- 20 %

Ulusal İnsan Hakları Mekanizmaları Mevzuatı Savaş Yayınları

ISBN: 9786059293860
 15  12
Stokta
  • Açıklama
    Ulusal İnsan Hakları Mekanizmaları Mevzuatı Savaş Yayınları
    2. Baskı
    Temmuz 2016
    Doç.Dr. Bülent Algan
    Ar.Gör. Salim Işık
    1982 Anayasası (T.C. Anayasası) Güncel
    .
    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokoller
    .
    Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na Ilişkin Mevzuat Yeni
    .
    Yasama Organı İçerisinde Yer Alan İnsan Hakları Başvuru
    Yollarına İlişkin Mevzuat
    .
    Kamu Denetçiligi Kurumu’na (Ombudsmanlık) İlişkin Mevzuat
    Bilgi Edinme Hakkına İlişkin Mevzuat
    .
    Kişisel Verilerin Korunmasına İlişkin Mevzuat Yeni
    .
    AİHM’ye Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle
    Çözümüne İlişkin Mevzuat
    .
    Anayasa Mahkemesine Yapılan Bireysel Başvurulara İlişin Mevzuat
    SUNUŞ
    İnsan hakları, insanların sırf insan oldukları için sahip oldukları;
    dolayısıyla varlığını devlete borçlu olmadıkları haklar olarak
    nitelenebilir ve genel olarak kabul edildiği gibi “pozitif hukuk
    tarafından tanınmış olsun olmasın, belli bir tarihsel asamada
    insanların sahip olmaları gerekli sayılan bütün hak ve özgürlükleri
    ifade eder”.1 Bu tanımın da ortaya koyduğu gibi, insan hakları
    pozitif hukukun açıkça önündedir ve bir hakkın insan hakkı
    sayılması için pozitif hukuk tarafından düzenlenmesi zorunluluğundan
    söz edilemez. Ancak varlığını devletin tanımasına borçlu
    olmayan insan hakları için bu tanımanın hiçbir önem taşımadığı
    da söylenemez. Pozitif hukuk düzeninde tanınan ve koruma
    mekanizmalarına konu edilen haklardan bireylerin yararlanma
    olanağının çok daha güçlü olacağı açıktır. Bu nedenle, insan
    haklarının temel hak ve özgürlükler olarak basta anayasalarda
    olmak üzere hukuki düzenlemelerle güvence altına alınması
    insan haklarının korunması açısından yasamsal önemdedir.
    İnsan haklarının tarihsel gelişim sürecinde önemli bir dönüm
    noktası, bu haklara ulusal hukuk düzleminde koruma sağlanması
    idi. 20. yüzyıl ortalarına kadar ulusal düzeyde korumanın benimsenen
    tek yöntem olmasına karsılık, II. Dünya Savaşı öncesi ve
    sırasında yasanan acı tecrübelerin de etkisiyle insan haklarının
    uluslararası alana taşınması fikrinin hayata geçirildiği ve Birleşmiş
    Milletler’in kurulması, ardından da İnsan Hakları Evrensel
    Bildirgesi’nin kabul ve ilan edilmesiyle uluslararası düzeyde
    koruma sağlanmasının kapılarının da ardına kadar açıldığı görülür.
    Günümüzde devletler bir yandan iç hukuk düzenlerinde
    insan haklarını tanırken, diğer yandan da taraf oldukları küresel
    ya da bölgesel ölçekte insan hakları sözleşmeleriyle de uluslararası
    yükümlülük altına girmektedirler. Böylece insan haklarının,
    hem ulusal, hem de uluslararası alanda korunması amaçlanmaktadır.
    İnsan haklarının uluslararası alanda korunmaya başlaması bu
    haklara daha etkili koruma sağlanması bakımından önemli bir
    sıçrama olmakla birlikte, ulusal düzeyde korumanın halen en
    etkili koruma düzeyi olduğunun da belirtilmesi gerekir. Gerçekten
    de uluslararası düzeyde koruma, ulusal koruma sistemlerinin
    bir alternatifi olmaktan çok tamamlayıcısı olarak ortaya çıkmıştır;
    ulusal düzeyde koruma aslî koruma düzeyi olmaya devam etmektedir.
    Bu nedenle, ulusal koruma sistemlerinin desteklenmesi
    ve güçlendirilmesi basta gelen önceliğimiz olmayı sürdürmektedir.
    İnsan haklarına ulusal düzeyde sağlanan korumanın desteklenmesinin
    birbirleriyle bağlantılı çeşitli yöntemleri söz konusudur.
    Uluslararası standartların altına düşmeyecek, mümkün
    olduğu ölçüde uluslararası insan hakları belgeleriyle belirlenen
    bu standartları asacak düzenlemelerin pozitif hukuka aktarılması
    birinci adım ya da yöntem olarak zikredilebilir. Ancak bu düzenlemelerin
    uygulamayla desteklenmesi daha büyük önem taşımaktadır.
    Yürütmenin işlem ve eylemlerinin insan haklarına
    ilişkin normlara uygun olmasının yanında yargısal güvencelerin
    de etkili biçimde insan haklarının korunmasına hizmet etmesinin
    sağlanması beklenir. Bu noktada; yasama, yürütme ve yargı
    erklerinin özgürlükler lehinde faaliyette bulunmalarını sağlamaya
    yönelik mekanizmaların da kurulması zorunluluğu ortaya
    çıkar.
    İnsan haklarına ilişkin ulusal mekanizmaların, her seyden önce
    bu hakların ihlal edildiğine iliskin iddiaları inceleyerek giderici
    önlemler alacak yetkilerle donatılmaları elbette bu hakların
    korunmasına büyük katkı sağlar. Bununla birlikte, ihlallerin henüz
    ortaya çıkmadan önce önlenmeleri en az mevcut ihlallerin
    doğurduğu zararları gidermek kadar büyük önem tasır. Tıptaki
    “önleyici tedavi”ye benzetilebilecek kimi önlemlerle, insan hak-
    ları ihlallerinin hiç ortaya çıkmamasının sağlanması gerekir.
    Üçüncü olarak da, hem ihlal iddialarının ilgili makamlar önüne
    taşınmasını sağlayacak, hem de ihlallerin gerçekleşmeden önce
    önlenmesine yardımcı olacak bir faaliyet olarak bireylerde insan
    hakları bilincinin yerleşmesinin sağlanmasının öneminin de
    yadsınmaması gerekir. Sonuç olarak insan haklarına ilişkin ulusal
    mekanizmaların, bütün olarak değerlendirildiklerinde bu üç
    faaliyetin tümünü gerçekleştirecek elverisli yetki ve olanaklarla
    donatılmaları gerekir.
    İnsan haklarına ilişkin ulusal mekanizmaların kendilerinden
    beklenen işlevleri yerine getirmeleri, kendilerine tanınan yetki ve
    sağlanan olanaklardan baska oluşturulma biçimleriyle de doğrudan
    ilişkilidir. İster yasama organı bünyesinde ya da ona bağlı,
    ister bir yargısal merci ya da “ulusal insan hakları kurumu”, her
    ne şekilde kurulmuş ve adlandırılmış olsun; bağımsızlık, çoğulculuk,
    görev güvencelerine sahip olma, malî özerklik ve yeterlilik
    gibi güvence ve olanaklarla donatılmamaları hâlinde etkili ve
    basarılı olmalarına olanak olmayan bu mekanizmaların ne şekilde
    oluşturuldukları yasamsal önemdedir. Siyasi iradeden bağımsız
    hareket edemeyen üyelerden olusan kurumların tüm yetkileri,
    adeta kâğıt üzerinde kalan yetkiler olmaya, bu kurumlar da bir
    anlamda “tabela kurumları” olarak kalmaya mahkûmdur. Bir
    başka anlatımla, temel hak ve özgürlükler <örneğin anayasada
    lafzîkriterlerle değerlendirildiklerinde> en geniş biçimde düzenlenmiş
    bile olsalar, yasama geçirilme noktasında etkili güvencelerle
    desteklenmedikleri sürece bireyler açısından gerçekte bir
    anlam ifade etmeyeceklerdir.
    Tekrar altını çizmek gerekirse, insan haklarının etkili biçimde
    korunması, hakların düzenlenme biçimleri kadar etkili güvence
    mekanizmalarıyla desteklenmesine de bağlıdır. Elinizdeki çalışma,
    Türkiye’de insan haklarının korunmasına ilişkin baslıca mekanizmalara
    ilişkin mevzuatın bir derlemesi niteliğindedir. Bu
    derlemeyle, Türk hukukunda insan haklarının korunması ve
    gelistirilmesine iliskin baslıca hangi mekanizmaların kurulu
    olduğu; bu mekanizmaların olusumları ve yetkileri ile bireylerin
    bunlara basvuru biçimleri gibi hususlar ortaya konulmak istenmiştir.
    Bu çalısmanın, Türk hukuk sisteminde yer alan bu mekanizmalara
    bütüncül bir bakısa yardımcı olacağı umularak bu
    mekanizmaların gelistirilmesi çalışmalarına küçük de olsa bir
    katkı sunması amaçlanmıştır.
  • Detaylar
  • Yorumlar (0)
    Bu kitabı değerlendiren ilk kişi olun. Yorumlarınızı ve değerlendirmenizi paylaşın, böylece diğer ziyaretçilerimize bu kitabın kendileri için doğru bir kitap olup olmadığını seçmelerine yardımcı olun.
    Bir değerlendirme yazın
    Yorumunuz
    Puanınız
    Ad
    E-posta

Tüm Sonuçları Göster